Molla Hafiz! Ilim, koyu gölgeli bir agaca benzer, gölgesinde oturanlar, gölgelenir.
Meyvesi bol ve lezzetlidir. Tadanlar bilir. Bu agacin kökü bir, dallari çatalli
budaklidir. Binbir tomurcugu vardir. Her budagin ve her tomurcugun istidâd
ve kabiliyetlerine göre yapragi vardir. Bakarsiniz yapragin biri hastadir.
Sararir düser. Meyvesinin biri yaralidir, olgunlasmadan yere düser. Ona bakan
bulunmaz. Insanlar da böyledir. Kimisi görünüsü ile dili ile herkesi memnun
eder. Fakat onun içi, kalbi hastadir. Bu, elinde lâmba tutan bir sahis gibidir.
Baskalarini aydinlatir, fakat kendisi karanliktadir. Bu misâl ilmiyle amel
etmeyenlerin hâlini gösterir. Bir baskasi görünüsü ile hos görünmez amma,
sakin ona suizan etme, haramdir... Ayrilacaklari sirada elini öpünce de; "Hafiz!
Bizi Unutma! ilmini sarfet, artirirsin. Hakk'i zikret, bulursun. Ahlâk beline
kemerdir. Bir insan halki sevmekle Hakk'a erer. Huzurla kemâl bulunur. Mürsidsiz
kemâlin zevali vardir. Mürsid ara, irsada er. Gazaya karis, gazi ol. Göz çapagi
abdest bozmaz. Göz agrisi Hak vergisidir. Sabretmek kadar güzel ilâç bulunmaz.
Her isinde Allahü teâlâ sana yardim ihsan etsin. Sana emegim helâl ve faydali
olsun oglum!" Sonra gözlerinden öperek ayrildi. Bu son sözlerinde karsilasacagi
önemli hâdiselere isaret etti.